Filmin başından kameranın aralıklar ile birkaç kez gösterdiği, dedektif olduğunu düşündüğümüz kadını takip eden, pardesülü adamın son sahnede kıza aşkını itiraf etmesiyle aslında bir dedektif değil, aşkı peşinden koşan bir stalker olduğunu anlarız. işte filmin belki de tüm anlamı bu son sahnede değişir; belki de askerlikten terhis edildikten sonra önce ufak tefek birçok işte çalışan ve bunlarda da başarılı olamayıp (fazla naif olduğu için) şans eseri özel dedektiflik işinde kendini bulup bu işte tutunmaya çabalayan doinel, insanları işi için değil, arzusu uğruna takip etmektedir. her yeni işinde, girdiği farklı çevrede bir kadına tutulur ya da boş zamanını fahişeler ile geçirir çünkü bu onun hayata tutunma şeklidir; arzunun peşinde dedektif gibi stalker olmak. arzu ettiği ile yüzleştiğinde kaçan, olgunlaşmamış doinel büyümektedir. le quatre cents coups filminden bildiğimiz üzere annesinde bulamadığı şefkati başka kadınların göğsünde aramaktadır. ancak hayata tutunmasını sağlayan bu durum bir döngüdür. kadınlar gider, gelir. hiçbiri onun için kalıcı bir anne olamaz.