Manolya : Çocuklar ve Melekler

1910’lu yıllardan 40’lara ve 80’lere bir çok görüntü...Değışik ve garip tesadüflerle ilgili hikayeler...Dış ses görüntüler e? liğinde bizlere bu öyküleri anlatırken her hikayenin sonunda bunların tesadüf olduklarına inanmak istemediğini söylüyor. Bir kaç dakika sonra yönetmen Paul Thomas Anderson sıradan görünen ama çok daha garip ve derinlikli hikayeler anlatacak bize...
Filmin Altmanvari yapısı içinde o kadar çok karakter var ki. Hiç biri bir diğerinden daha önde ya da arkada durmuyor 3.5 saat boyunca. Tüm hikaye zaten 24 saatlik bir zaman dilimi içerisinde cereyan ediyor. Ve bizler de, bu insanların bir günlük ya? antılarına bir röntgenci gibi tanık oluyoruz. Ölüm döşeğinde bir TV yapımcısı, onunla parası için evlenen ama son anda ona aşık olduğunu fark eden genç ve güzel karısı, yıllardır görmediği ve ona kin besleyen oğlu. Onun yarattığı bir TV yarışmasını sunan ve kanserle boğu? an ya? lı adam, anlayışlı karısı, ondan nefret eden kızı, ışine saplantıyla ciddiyet veren polis memuru, yine aynı yarışmada başarıdan başarıya ko? an genç dahi çocuk, yıllar evvel yarışmanın? ampiyonu olan adam, küçük zenci çocuk... Anderson, bu kadar karakterin altından kalabilmeyi becerebilmış. Hele hele filmde bir Tom Cruise olayı var ki! Mükemmel bir performans çıkaran Cruise, benim gözümde yine akademiyi utandırdı.
Ortalama seyirci açılış sekansını gördükten sonra filmin çok değışik ve ilginç bir hikaye anlatacağını düşünebilir. Oysa Anderson çok daha zor ve sapa bir yolu tercih etmış. Derinlikli ve sorunlu karakterlerin yardımıyla tesadüfleri kör gözüm parmağıma sokacak cinsten vermektense, 'anlayan anlasın' üslubuyla vermeyi tercih etmış. Finaldeki kaza ve kurbağa yağmuru (ciddiyim!) sahneleri dışında filmde hiç te öyle insanın ağzını açıkta bırakacak cinsten tesadüfi vakalar yok. Tam tersine benim için gerçekten harika bir seçim olarak daha ufak ve ruhsal tesadüflere eğilmeyi tercih etmış genç Amerikalı yönetmen. Örneğin Tom Cruise’un canlandırdığı Frank’in röportaj sırasında babası hakkında yalan söylediği ve onunla yıllardır görüşmediği ortaya çıktığı anda babasının ölüm döşeğinde olduğunu öğrenmesi gibi ufak tesadüflere. Ya da bir çok karakterin vücut bulduğu TV showunun yapımcısının, ölüm döşeğindeki ya? lı adam olduğunu anladığımız bir saniyelik kare. Belki karakterlerin birbirleri ile doğrudan ilışkileri yok ama ufak tesadüflerle hepsinin ortak birer noktası da mevcut.
Çoğu kışinin tersine ben filmi hiç te uzun bulmadım. Daha kısa olsaydı anlatılmak istene ? ey havada kalırdı diye düşünüyorum. Evet doğru; filmin temposu son bir saatte düşüyor ama bunda hikayenin gidışatının da payı var. Müzik kullanımı film boyunca çok başarılı. Örneğin Carmen operası e? liğinde izlediğimiz sahne: Tüm sekans boyunca sabitlenmış kameranın önünde iki kışiyi izliyoruz. Jestler ve müzik çok iyi kurgulanmış. Özellikle karakterler çerçeveden sık sık çıkıyorlar ve biz seyirci de bo? mutfakla baş başa kalıyoruz. Filmin en etkileyici sahnelerinden birinin bu olduğunu çekinmeden söyleyebilirim.
Yine de insanın aklında bir sürü soru ışareti bırakacak türden bir film 'Manolya'...Mesela neden filmin adı olarak manolya seçilmış? Ya da, kurbağa yağmuru ile anlatılmak istenen? ey nedir? Yoksa hiç bir manası yok mudur? O da sadece bir tesadüf müdür? Sanırım bu tür soruları cevaplama ışi seyirciye bırakılmış. Herkes kendi cevaplarını yolunu çizmesini sağlayacak tesadüflerle karşıla? abilsin diye...
Tuna Yılmaz14.04.2000